Lisan-ı Arabinin Hâl-i Hazırı Hakkında Bir Tetebbu

Bu metnin Osmanlı Türkçesi nüshası için: Buraya Tıklayın →

Alman müsteşriki Hans Wehr tarafından miladi 1952 (hicri 1371) senesinde kaleme alınan “Mu‘cemü’l-Luğati’l-Arabiyyeti’l-Kitâbiyyeti’l-Hadîse” isimli eserin mukaddimesinden ve tahlilinden müstahreçtir.

İşbu lügat, pek mahirâne bir san‘at ile vücuda getirilmiş olup, “Arabî-i Hadîs” namıyla maruf olan lisan hakkında telif edilen asarın en mükemmelidir. Bu lisan, ehl-i Arabın asrımızda yazı yazmak ve mahfillerde hitabet icra eylemek üzere istimal ettikleri bir nevi “fasiha-i kadime”dir. Her ne kadar bazı maddelerin ihmal edilmesi gibi cüzi noksanları varsa da, muasır Arapça metinleri tetkik ve onlarla iştigal etmek isteyenler için müracaatı elzem, nafi‘ bir memba hükmündedir.

Müellif, eserinin ibtidasındaki üç sahifede lisân-ı Arabînin asrımızdaki vaziyetini ve lügat nüvislerin karşılaştıkları müşkilâtı pek beliğ ve muhkem bir surette beyan eylemiştir. Müşkilâtın halli hususunda takip ettiği usuller gayet isabetlidir. Müellifin mühim maksatlarını, bazı tasarrufat-ı lafziyye ile hulasaten zikretmeyi muvafık gördük:

(1) Asrımızdaki “Lisân-ı Arabî-i Kitâbî” —ki buna ‘Modern Yazı Arapçası’ denilmesini teklif ederiz— Irak’tan Mağrip’e kadar telifat-ı ilmiyye ve edebiyyede; keza resmî kelamda ve bilhassa telsiz (radyo) neşriyatında müstameldir.

(2) Bu lisanın tasrif ve terkibi (morfofonetik ve sentaks yapısı) memleketler arasında birbirine pek yakındır; aralarındaki fark zikre değmez. Lakin kelimat ve elfaz hususunda, coğrafyanın vüs‘ati hasebiyle bazı tebayünler (farklılıklar) müşahede olunmaktadır.

(3) Bu kitabet lisanına, hususiyle mahalli hayatın ahvalinden bahsolunurken avam lisanı (lehçeler) mahlut olmaktadır. Zira münevverlerin dahi mûtad muhavereleri mahalli lehçeler üzerinedir.

(4) Gazeteler ve telsiz neşriyatı vasıtasıyla “matbuat üslubu” namıyla bir tarz-ı beyan teşekkül etmiştir ki; bu üslubun müfredatı mahduttur. Ehl-i Frenk’in tarz-ı tahririnden müteessir olan bu üslup, halk tabakasının okuduğu veya işittiği yegâne fasih Arapça suretidir.

(5) İlim ve san‘at ıstılahları (terimleri) hususunda ise hiçbir zabıta ve intizam mevcut değildir. Halk için yazılan eserlerde büyük bir keşmekeş hüküm sürmektedir. Her müellif kendi arzusuna göre ıstılah vaz‘ etmekte, bunların tevhid edilmesi (birleştirilmesi) hususunda ciddi bir meyil görülmemektedir.

(6) Metinleri tezyin etmek maksadıyla kadim lisanın nadir kelimelerini ve garip tabirlerini istimal etmek âdeti hâlâ caridir. Bu hal, bazen mananın müphem kalmasına sebebiyet vermektedir.

(7) Bazı muteber muasır muharrirlerin kelamında öyle tabirler bulunur ki, ulema dahi bunları tefsirden aciz kalır. Bunlar ya müellifin icadıdır, ya dar bir zümrenin ıstılahıdır yahut kavaid-i Arabiyyede vaki olan bir galattır (hatadır).

Netice-i Kelâm ve Müstefâd:

• Kitâbî Arapçanın ahvali, yetmiş seneden beri hemen hemen aynı minval üzeredir.

• Yazı dilindeki “Aranciyye” (Arapça görünümlü Frenk usulü) ve alafrangalık, matbuatın zuhurundan beri şark ve garp ulemasının dikkatini celbetmiştir.

• Lisân-ı kadim ile lisân-ı hadis arasındaki farkı bilmemek yahut tecahül etmek (bilmezlikten gelmek), hakikate muhalif olup pek çok mahzurları muciptir.

• Fenni ıstılahların ve kitabet üslubunun tevhidi hususundaki noksanlık, ulûm-u hadisenin (modern ilimlerin) şarkta intişarından beri devam eden bir derttir.